Sema

Hazreti Mevlana ve sema

700 yıl kadar önce bugün Türkiye olarak adlandırılan Anadolu´da, Konya´da mutasavvıf, filozof ve mukaddes bir şahsiyet olan Mevlana Celaleddin-i Rumi yaşadı.

Hz.Mevlana şair, mutasavvıf, manevi bir öğretmen ve erdem sahibi bir kişiydi. Kuran ve dini ilimler hususunda bir otorite ve dünya hayatı ile ilgili problemlerin çözümünde bir üstad idi. Onun erdem zenginliği ve örnek yaşam tarzı kendini sema şeklinde ifade etmiştir.

Sema yapan kişi kalbinin bulunduğu istikamete doğru döner; çünkü kalb Tanrı´nın evidir. Yavaşça eller ve kollar bulunmaları gereken yerlere ulaşırlar. Sağ el Tanrı´dan gelecek ihsanları kabul etmek üzere yukarı doğru açılır, sol el ise vermek ve paylaşmak gayesiyle aşağıya çevrilir.

Sema evrensel aşka giden yolda bir adım ve bir dua, ayin öğeleri taşıyan bir ibadet dansıdır. Kişi birlik hissini kaybetmeden diğer insanlarla birlikte sema eder. Sema aynı zamanda Tanrı´ya karşı duyulan ilahi aşkı simgeler; bu aşk yoluyla insan diğer insanları da sevmeyi öğrenir.

Sama hakkında

Sema bir ibadet midir? Bazılarına göre bir ibadettir. Sema çok eskiden, şamanlar döneminde de yapılmıştır. Dönüşün transı güçlendirdiği, hızlandırdığı, derinleştirdiği yönünde ciddi bilgiler bulunmaktadır.

İslamî tasavvufta gelişen semaın ise felsefi bir derinliği, bu yolda açıklamaları vardır. Sadece bir dönüş değil, kalp istikametine yapılan bir yöneliştir. Cenab-ı Allah, “Âlemlere sığamam ama inanmış kulumun gönlüne sığarım” buyurmuştur. İşte o gönül, o tecelliye ayna olabildiği için, dönüş de kalp istikametindedir. Ayrıca semada dış ile iç ve tüm yönler birleşir. Hz. Mevlânâ , “Sema altı cihetin ötesinden yol bulur” der. Kur’an-ı Kerim’de, Bakara suresinde ise “Nereye bakarsanız Allah’ın vechi (yüzü) oradadır” ayeti bulunmaktadır. Bu açıdan, dışta görünen her yön bir yön olup içle birleşir diyebiliriz.

Risale-i Sipehsalar’da (Rumi Yayınları, s.96) belirtildiğine göre, Hz. Muhammed’in (s.a.v) de bulunduğu bir toplantıda, Necedli bir şair bir şiir okumuş, şiirden çok etkilenen Hz. Muhammed ayağa kalkarak sema yapmıştır.

Hz. Mevlânâ bir yerde, “Çabuk koşarak gel…” diyor, “ruhların semaı başladı.” Demek ki ruhların semaı var. Sema sadece bedenle yapılan bir ibadet veya faaliyet değil, ruhla da yapılan bir faaliyet. İkisi birleştiği zaman daha da önem kazanıyor. Gayba yönelerek sema yapılırsa ruh, zuhur âlemiyle, rölatif âlemle bağlantılı olarak sema yapıldığı zaman beden sema yapar. Burada gaybı daha geniş anlamda düşündüğümüz zaman hem semanın kalitesinin, hem de olgunlaşma kapasitesinin artması mümkündür. Zaten semada sağ elin yukarıya uzatılması gabya yöneliş, gayba teveccühtür. Çünkü bizim bilemediğimiz, gaybda bilinendir. Biz iltica ederek, yönelerek, tevazuuyla, dilekle, istekle, onu kabul ederek gayba yöneliyor, onu bilme yoluna giriyoruz. Bunu kabul etmemizi engelleyen nefsi isteklerimizin oluşturduğu engeli eğitimle geçerek buna ulaşmak durumundayız. Eğitime tabi oluyoruz, talip oluyoruz. Eğer ki sağ el uzatılarak talip olunan şeylere bir miktar ulaşmak nasip olursa, aşağıya uzanan sol el de bunları paylaşıyor.  Semaın bir manası da Hak’tan alıp halka vermektir.  Yine Hz. Mevlânâ buyuruyor; “Senin beli (evet) diyebildiğin an, elest hitabının olduğu andır. Bu da semada anlaşılır.”

Hz. Mevlânâ zamanında yapılan semada cezbenin çok önemi vardı ama kendisi sema sırasında şuurunu kaybetmezdi. Sema sırasında bir konu üzerine soru sorulduğu zaman, hadis ve ayetlere göre bir cevap, fetva, verirdi. Bunun üzerine dergâha bir bağış bırakılır, Hz. Mevlânâ da ve bununla geçinirdi. Yaptığı sema daima şuurlu idi. Kişi semada şuurlu olmalı, fakat şuurlu vecd halini yaşayabilmelidir.
Semadan feyz alabilmek için manevi zatların tecellisine açık olmak, onları düşünebilmek ve onlarla kalbi bir bağlantı kurmak gerekir. O kalbi bağlantı da davranışlarımızı, duygularımızı ve düşüncelerimizi eğitmemizle mümkündür.

Çalışmamız

Hz Mevlana´nın sağlığında Sipehsalar adlı bir şahıs onun hayatı, seceresi ve ailesi hakkında bir kitap yazmaya başladı. Daha sonra Ahmet Eflaki bu kitabı tamamladı; kitabın ismi: Menkıb el-Arifin (Ariflerin Menkıbeleri) idi. Bu kitapta Hz. Mevlana´nın kaç defa ve ne kadar süreyle sema yaptığı hakkında bilgilere ulaşıyoruz. Bazen üç gün üç gece, bazen yedi gün yedi gece, bazen on altı gün ve on altı gece ve üç defa da kırk gün kırk gece sema yaptığını öğreniyoruz.

Birkaç yıl önce, 700 sene evvel Hz. Mevlana´nın yaptığı gibi esas şekliyle sema yapmak gayesiyle bir denemeye girişitik. Maneviyatımızı derinleştirmek amacındaydık. Bu çalışmalar sırasında müzik hiç durmadı ve her an en az iki semazen döner vaziyette çalışmalar devam etti.

Geçtiğimiz yıllarda İsviçre, Almanya, İspanya, Avusturya ve Türkiye´de, bir kere bir gün ve gece, yirmi kere üç gün ve gece, iki kere beş gün beş gece ve iki kere de yedi gün ve yedi gece ve özellikli de Yalova Gökçedere’de üç kere 40 gün 40 gece bir kere de 66 gün 66 gece hiç durmadan sema çalışması yaptık.

Umuyoruz ki, bu çalışmaları sürdürebiliriz; herkes kendi benliğinde semanın özünü ve anlamını bulur, semanın eğitici yönünü deneyimler.

Bir Cevap Yazın